
0

Büyük şef buyurdu; "Köşe yazarları her istediğini yazamaz"
Bu zihniyete göre, aynı kişiler farklı isimler kullanıp farklı mecmualarda aynı ağızdan yazmalı... Tek tipleştirilmeli...
Bakınız, olay sadece belli partilere ait değil... Bu konuda Cumhuriyet Gazetesi'ni de sevmem ben. Her sayfada aynı makaleler... Aynı üslup... Aynı cümleler... Aynı ana fikir... Oysa "cumhuriyet" çeşnidir. Tek tipleştirilmemektir... Ama işte, cumhuriyet de belli kitlelerin elinde olunca, bu manzara kaçınılmaz oluyor... Ha, yadırgamıyorum. Onun seveni ayrı. Ben ayrıyım...
Gelelim başa, başbakana... Bakanların başına... Vekillerin başına... Vekil'in başı da vekildir... Asil gene millettir. Elinde tuttuğu oy pusulası kutsal bir emanettir. Adı üstünde ya hu, vekilini seçecek... Vekaleti verecek... Susacak, vekili konuşacak... Vekili konuşturacak... Bizde genelde susma kısmı olur...
Susup bakarız...
Malum hikayedeki gibi, "herkesi götürdüler, benim için ses çıkaracak kimse kalmamıştı" oluruz...
İnsanların ne yazacağına karışırlar...
İnsanların ne okuyacağına karışırlar...
İnsanların ne düşüneceğine de karışırlar...
Olmaz mı?
"Düşünce özgürlüğü" diyorsunuz değil mi?
Demeyin...
Siz özgürlüğünüzü mühürleyip sandığa attınız, şimdi susun ve bekleyin...
Read more
Yazar Ne Yazar Ne Yazamaz

Büyük şef buyurdu; "Köşe yazarları her istediğini yazamaz"
Bu zihniyete göre, aynı kişiler farklı isimler kullanıp farklı mecmualarda aynı ağızdan yazmalı... Tek tipleştirilmeli...
Bakınız, olay sadece belli partilere ait değil... Bu konuda Cumhuriyet Gazetesi'ni de sevmem ben. Her sayfada aynı makaleler... Aynı üslup... Aynı cümleler... Aynı ana fikir... Oysa "cumhuriyet" çeşnidir. Tek tipleştirilmemektir... Ama işte, cumhuriyet de belli kitlelerin elinde olunca, bu manzara kaçınılmaz oluyor... Ha, yadırgamıyorum. Onun seveni ayrı. Ben ayrıyım...
Gelelim başa, başbakana... Bakanların başına... Vekillerin başına... Vekil'in başı da vekildir... Asil gene millettir. Elinde tuttuğu oy pusulası kutsal bir emanettir. Adı üstünde ya hu, vekilini seçecek... Vekaleti verecek... Susacak, vekili konuşacak... Vekili konuşturacak... Bizde genelde susma kısmı olur...
Susup bakarız...
Malum hikayedeki gibi, "herkesi götürdüler, benim için ses çıkaracak kimse kalmamıştı" oluruz...
İnsanların ne yazacağına karışırlar...
İnsanların ne okuyacağına karışırlar...
İnsanların ne düşüneceğine de karışırlar...
Olmaz mı?
"Düşünce özgürlüğü" diyorsunuz değil mi?
Demeyin...
Siz özgürlüğünüzü mühürleyip sandığa attınız, şimdi susun ve bekleyin...
4
Büşra {fragman}
İlk defa bir filmin fragmanını paylaşıyorum, merakla beklenesi bir film. 19 martta aramızda olacak... Bahadır Boysal'ın aynı isimli çizgi öyküsünden sinemaya uyarlanmış...
Read more
0
Kadın ≠ Erkek { Tek Perde Oyun }
9 Eylül Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi Kulübü kurucusu ve başkanı olan çocukluk arkadaşım, dostum, Ceyda'nın ricasıyla 8 Mart 2010'da yapacakları etkinlikler doğrultusunda bir tiyatro oyunu yazdım. Kibar bir şekilde çok beğendiğini söyleyen arkadaşım haklı mıdır değil midir bilemiyorum, sadece duyuruyorum; 8 Mart 2010'da yazdığım tek perdelik oyun sergilenecek, izleyenler görüşlerini de bildirirse sevinirim. Oyun oynandıktan sonra afiş de oyun da bloga eklenecek, umarım tabii...
Read more
Neyse, dilerim okunduğu kadar eğlenceli bir şeydir oyunum. İlk resmî yazarlık tecrübemdi...
0
micro #15
Aşk radyo dinlemek gibi bir şey; dünyanın en güzel şarkısı çalsa dahi, doğru frekansı tutturamadıysan işin zor...
Read more
0

Bu aralar her şey iyi gidiyor, nazar değmesin tabii; amma ve lakin kafamın karıştığı bir kaç mevzu var. Geleceğe dair bilhassa...
Read more
Karışık İşler

Meslekî manada...
Edebiyat sanat yazılar konusunda...
İleride hala bugünkü kadar bağlı olabilecek miyim edebî yönüme?
Bilen bilir, jeoloji mühendisliğinde okuyorum. İşin aslı çok keyifli bir bölüm ama bana uygun bir meslek mi, o konuda muammalar mevcut ruhumda... Aklımda ufak da olsa bir alternatif var. Daha iki buçuk yılım var bitime ama şimdiden bazı adımlar atmalıyım o adımları atacak gücüm var mı bilmiyorum...
Bir de bir kitap projem var, sosyal sorumluluk maksadıyla "ALS İçin Futbol Yazalım", bir gün oturup projeyle ilgili bir kaç yere mail atmam lazım ama hayat o kadar yorucu ki elimi kaldıracak hali bulamıyorum bilgisayar başına geçince...
Neler olacak hiç bilmiyorum bazen...
0
micro #14
Bazen eski suçları özlemekten korkuyorum, yeni kanunları düşünüp seviniyorum; özleme ihtimalim sıfırdan da aşağı çünkü... Sonra kanunlara sarılıyorum...
Read more
2

Bugün Forum İstanbul'daydık kız arkadaşımla, bizim klasiğimizdir, üç güne iki güne bir Starbucks'a gideriz. Baktık orada da var, gidelim dedik. Barista arkadaş davet etti, kısa bir kahve semineri var dedi bir süre düşünüp gittik, iyi ki gitmişiz...
Read more
Starbucks Kahve Semineri

Önce kahvenin işlenişini anlattı, sonra kahve tadına dair bir şeyler... Misal kahveden aldığımız tat psikolojimize göre değişiyormuş ben ilk defa öğrendim bunu.
Bunun dışında kahveden ideal tadı alabilmek için ne süt ne şeker katılmaması gerekiyormuş bunu öğrendim ve kahveyi içerken nasıl bir yöntem uygularsak gerekli keyfi alabileceğimizi öğrendim. Denemek için iki ilginç tattaki kahveyi de içtik. Ve hatta kahveden - tabii katkı ürünleri az olan kahveden - alınan kokuyla yetiştiği toprak arasındaki bağlantıyı da öğrendim...
Misal volkanik bölgede yetişenlerden is ve toprak karışımı bir koku geliyormuş, bizim içtiğimiz kahvelerden de öyle kokular geliyordu... Ayrıca Starbucks, kahve çekirdeğini daima yağışları düzenli ekvatoral bölgeden alıyormuş... Tabii bir de bunu alırken kahve çekirdeğini aldığı çiftçiye yardım yapıyormuş, kredi sağlıyormuş arıtma su tesisi kuruyormuş vesaire...
Sonra Starbucks'ın sosyal projelerini anlattı sunum yapan arkadaş. Otizme dair bir projeleri varmış, o sırada sohbetteki bir hanımefendi söz aldı, kızı otistikmiş, yaşadığı zorlukları anlattı gözleri doldu biz de duygusallandık. İnsanların otizme bakışını değiştirmek gerektiğinden bahsetti bu esnada ben söz aldım; bugün otistiklere bakışın sadece geçmişte insanların çocuklarından utanması nedeniyle böyle olduğundan bahsettim sözlerim onaylandı falan...
Sonrasında seminer bitti ve bize birer hediye çeki verdiler, istediğimiz şubeden küçük boyda istediğimiz kahveyi alabiliyormuşuz; güzel oldu... Bunları görünce gaza gelip iş başvurusu yaptık hatta...
4
Birileri
Hayatımda çok ilginç "birileri" var.
Read more
Benim pek umrumda değiller doğrusu, hayatımda hiçbir arkadaşımı çok önemsemedim benim iki üç dostum vardır, gerisi hep geçicidir. Onlar için dünyayı yakarım, diğerleri benim için yaksa dönüp bakmam...
Lakin bu aralar çok acayip şeyler oluyor... "Birileri"nin benimle bir derdi var, zamanında kuyruklarını kapıya sıkıştırmışız sanırım, hala sesleri geliyor... Nedir sorunları hiç anlamıyorum. Anlamak da istemiyorum, kendi sorunlarımı yeni yeni aşmışken başkalarının sorunlarının psikoloğu olamam. Olmam. Kimse bunun için uğraşmasın, lütfen...
Yeter ki hayatımda ne yüzsüz, ne onursuz, ne şerefsiz ne de anlamsız insanlar olsun; çok şey mi istiyorum ya hu...
Böyle bir yazı yazmak istemiyordum, hayatımda çoğu şey yolunda, çok ama çok huzurlu ve mutluyum ama sinek küçük olsa da mide bulandırıyor benim istifra yolum da yazıdır, böyle bir tabir kullanmak istemezdim ama böyle... İyi/ kötü her şeyi yazıyla çıkartırım içimden dışarı; daha bir rahatlarım... Neyse, bugünlük de böyle bir şey yazmış olalım...
0
micro #13
Artık yeni bir hayalim var...
Read more
Tanıştırayım; "autocad" mimarî düş'ünlerin Tanrısı...
0

Okulda kulüpte aktif görev alırken de bizzat gidip fiyat manasında görüşüp kulüp için anlaştığım kurs bugün itibariyle başladı, ben de kulüpten çık(arıl)mış olsam da kaydolup bir şeyler öğrenme çabasıyla bugün Bakırköy'ün yolunu tuttum... Tabii benim zorumla kaydolmuş olarak peşim sıra gelen kız arkadaşım da :)
Read more
Autocad Kursu

Üç saatlik kurs çok eğlenceliydi benim açımdan, hem hocanın da gözüne girdik ikimiz de, sürekli bize takıldı bizim çizimlerimizi inceledi falan... Neyse, Facebook diliyle söylemek gerekirse: "Alper Kaya bunu beğendi"... Kurs 10 hafta sürecek, ben de bugün hocanın bana takılma maksadıyla söylediği bazı lafları yarın ona yedirmek için biraz çizim yapmayı düşünüyorum; mis gibi kahvemi de koydum... Uzun bir gece beni bekliyor, gene...
Laf aramızda hayalim şu üstteki resimdeki gibi bir çizim yapabilmek... O yüzden hoca iki boyutlu anlatırken ben üç boyutlu düzende çalışıyorum...
0
Her Şey Güzel Olacak
Bu aralar bu motto dilime dolandı. "Her şey güzel olacak" evet, acaba öyle mi olacak cidden?
Read more
Yüklendiğim bir sorumluluk var. Bir senaryo yazmam lazım, profesyonel bir iş. Bu cumartesi başlıyorum yazmaya. Martın yirmi sekizine kadar vakit biçmiştim kendime... İlk profesyonel yazın deneyimim olacak, maddi manada tabii... Neyse, hayırlısı olsun tabii...
Bir de kendime biçtiğim bir sorumluluk hasıl oldu. Bir kısa çizgi öykü... İlham kaynağım çok eskiye dayanıyor. Geçenlerde kız arkadaşımla konuşurken lise birde Ceyda'nın yaptığı bir İngilizce hata gelmişti aklıma, oradan bir çizgi öykü fikri buldum bu pazar belki tüm gecemi ona ayıracağım... Sonrası ver elini deviantArt...
Bu arada, deviantArt'ımı ne zamandır ihmal ediyormuşum yeni fark ettim. Bu aralar da güzel fotoğraflar çıkıyor kadrajımdan, onları birer birer ekliyorum; izlenesi sanırım, izlemek isteyenler buradan gidebilir mevzu bahis adresimize...
2
Yeni Tema
Bir kez daha yeni bir tema ile karşınızdayım ama bu son sanırım. Uzuuuuun bir müddet tema kasmak istemiyorum artık.
Read more
Biraz daha sadelik ve netlik istemiştim dilerim amacıma ulaşmışımdır. Neyse, keyifli okumalar efendim...
Yine de ufak bir sorun var bazen sağ menü gelmiyor tepeye, aşağılara kadar iniyor o yüzden ilk açışta gelmezse sayfayı yenileyiniz efenim...
---
ps: Bu arada sinema yazılarımla Movie Reviews'te olacağım artık. Bu satırlardaki sinema yazılarımın yanı sıra oradan da sinemaskop bir şeyler karalayacağım. Oradaki yazılarımı da anı anına "Arşiv"e koyacağım...
2

Not ortalamasını tutturup nihayet ikinci sınıfa geçebildim, dün de ilk günümdü ilk dersten pek giremedik mevzulara ama ders programıma baktıkça neşeleniyorum; bir garip hallerdeyim sanırım.
Read more
İkinci Sınıf

Dersler zevkli gibi geliyor; Kaya Mekaniği, Metamorfik Kayalar Petrolojisi, Yapısal Jeoloji ve Tektonik, Sedimanter Kayalar Petrolojisi, Tarihsel Jeoloji ve Jeolojide Veri İşlem dersleri var. Bir de sene sonu stajım olacak. Şimdiden birkaç yer araştırmaya başladım bile. Çok hevesliyim Allah bozmasın...
Üstelik ilk defa koşturmadan ders kayıt onayımı da yaptırdım dün, bir önceki gün ders kaydını yaptırmıştım... Güzel oldu her şey. İyi başladık iyi bitsin...
0

Read more
Bedri Baykam - "Painting in the 4th Dimension"
- Sizin İçin Temiz Bir Sayfa Açtık Sn Başkan (Tarih Hükmünü Verecek) isimli çalışma -
Bedri Baykam'ın 4 boyutlu çalışmalarının yer aldığı sergisini gezme fırsatım olduğunda işin aslı bu kadar çarpıcı bir şey olacağını beklemiyordum.
BB'nin kendi hayatından sahnelerle iç dünyasını iyi harmanladığı dört boyutluların yanı sıra "ustası" mı desek, "üstadı" mı desek; Salvador Dali'ye duyduğu saygının eseri olan dört boyutluların da bulunduğu bir sergi olmuş.
Serginin as'ı ise; bana göre tabii, "Kritik Paranoya Derin Sorunlarla Karşı Karşıya" ismindeki çalışma olmuş. "Macel ve Flippo: Ses Hızında Yaşam" adlı çalışma ise sanırım yanlış bir yere konduğu için net görünemiyor.
Bu arada, mevzu gelmişken, sergi salonunun yerleşimini pek bir yadırgadığımı da belirtmek isterim dört boyutlu çalışmaların karşılıklı konulanlarını hakkını vere vere inceleyemedim yeterli mesafeyi oluşturamadığım için...
Yine de çok güzel bir sergi ve elimize verilen kitapçığın arkasında da devamının olacağına dair bir afiş vardı. Umarım olur...
0

Birkaç ufak mantık hatası dışında - bazı yerleri yabancı filmlerden "esintiler" içerse de - tam oturmuş bir senaryosu olan ve son yıllarda pek karşılaşmaya alışık olmadığımız bir tarza oturtulmuş bir film "Romantik Komedi".
Read more
Romantik Komedi

Filmde üç kız arkadaşın aşk üzerine düşünceleri ve yaklaşımları işleniyor. Bazı yerlerde sağlam eleştiriler var. Bunlar dışında bilhassa Gürgen Öz'ün canlandırdığı "Yiğit" karakteri filmi bir hayli kurtarmış diyebiliyoruz. Tabii yan ögelerdeki gay karakteri de unutmamak lazım.
Sonunu bile bile bir filmi bir insan niye izler diye düşünmeden izlenmesi, gülünüp geçilmesi gereken bir film. Böyle de olur mu, film dediğin mesaj vermeli diyen arkadaşları "if" de Taksim AVM'de bekliyor. Ki bunu kesinlikle eleştiri manasında söylemedim, tercih meselesi diyorsak hiçbir filmi yaklaşımından dolayı eleştirmemeliyiz diye düşünüyorum, nacizane...
Oyuncu kadrosu takdire şayan, bilhassa "ıssız adam" Cemal Hünal sadece o rolün adamı olmadığını çabuk gösterdi ve yeni bir romantik prens kalıbından sıyrılıverdi. Azıcık görünen Janset karizmasıyla beyaz perdeyi salladı, Engin Altan Düzyatan da Cemal Hünal'a iyi eşlik etmiş. Başrollerdeki "güzellerimiz"e ise diyecek pek bir şey yok; bir iki sahne hariç pek eksikleri yoktu.
Velhasıl, iyi bir film. Ama maalesef çok iyi değil. İzlemekle bir şey kaybetmediğiniz gibi biraz olsun gülebiliyorsunuz. Buna da değiyor...
1

Dünyanın sonuna dair çekilen hiçbir film bu kadar ilginç ve sürükleyici değildir, eminim.
Read more
The Book of Eli

Filmde Eli isminde bir adamın yolculuğu anlatılıyor... Bir amacı var ve Batı'ya gitmesi gerekiyor ama bir felaket sonucu kuraklaşan ve ıssızlaşan yollarda haydutlar, yankesiciler, katiller var. Ancak adamın dengi onlar değil.
Adamın elindeki kitabı isteyen birisi var, hükümdarlığı için kullanacağı kitabı almak için manevi kızını ortaya koyacak kadar basit birisi. Ve kitap, dünyada kalan son İncil. Mücadele bir süre sonra hayatta kalma üzerine geçiyor...
Film, basit bir şekilde iyi siyah, kötü beyaz mücadelesi gibi özetlense de; üzerinde çokça düşünülmesi ve ders alınması gereken bir yapım olma niteliği taşıyor. Üstelik ciddi manada süpriz bir sona sahip olan film görselliğiyle de fark yaratmayı başarmış. Şahsen bulutlu gökyüzünü de onu fotoğraflamayı da çok severim. Bu güzellik film boyunca Denzel Washington'un canlandırdığı Eli karakterinin her yakın portresine eşlik ettikçe daha bir keyif aldım filmden...
2

Bir sürü karmaşık ilişkinin, tahmin edilemez noktaların, sevimli tesadüflerin ve aptalca aksiliklerin çarpıştığı bir gün düşünün. İşte o gün "Sevgililer Günü". En azından filmde böyle...
Read more
Valentine's Day

Filmde bir şekilde kadraja giren herkesin birbiriyle bir alakası var bir süre sonra kafa karıştırıcı boyuta gelecek gibi oluyor ama çok karmaşıklaşmadan süresi bitiyor. Öyle ki, sonlarda bir yerde ortaya çıkan limuzin şoförü bir başka karakterin gayrı meşru babası çıkacak diye düşünüyorsunuz mesela... Ancak senaristlerin de hakkını vermek lazım, on farklı hikayeyi daha anlamlı bir şekilde alakaya kavuşturamazlardı...
Neyse, filme dönecek olursak; eğlenceli bir izle ve unut filmi. Depresyonda olanlara çikolata eşliğinde izleyip gülümsemeleri için ortam yaratıyor. Ama bir tek bu kadar. Sosyal mesajı bir tek "Gayler de spor yapabilir" olan bir film için çok bile tabii... Türü için değerlendirecek olursak, kaliteli bir yapım. Bu kaliteye başta da dediğim gibi az buz değil on farklı hikayeyi kapsadığı için ve oyuncu kadrosu nedeniyle sahip.
Güzel ve günün "anlam ve önemine" işaret eden bir film; ne olursa olsun sevgilini iyi yönleri haricinde kötü yönleriyle de kabul etmek zorundasınız diyor. Ki öyle.
Vizyondayken izlenmeyi hak eden bir yapım doğrusu, eğlenceli kıpır kıpır akıp giden bir yapısı var.
0
Gezelim Görelim
Dün iki müze gezdik, bugün de bir sergi gezmeye çok niyetlenmiştik ama maalesef siyasi nedenlerle gezemedik sergimizi... Neyse, yazıya akalım efenim...
Read more
----
İstanbul Arkeoloji Müzesi
Londra'daki National Museum'ın imitasyonu gibi olmuş, çok beğendim. Güzeldi. Yanılmıyorsam dört kattan oluşuyordu her katta farklı dönemler başka uygarlıklar ve doğal olarak farklı zaman dilimleri yer alıyordu.
"Disk Atan Atlet" heykeli çok meşhurmuş, yeni çıkmış fırından sanırım... Ama cidden methedildiği kadar var; insan anatomisi mükemmel tasvir edilmiş...
Onun dışında mumyalar, mezarlardan çıkarılmış eşyalar, Anadolu uygarlıklarından kalıntılar, mezarlar, lahitler binlerce şey var; gerçekten ilgilisini memmun edecek bir sergi.
----
Topkapı Sarayı
Hava güneşli olduğu için daha bir keyifliydi Topkapı Sarayı. Açık açık söyleyeyim, o yakutlu elmaslı kamalar, kılıçlar aşırı gösterişli kaftanlar bana göre değil. Gereksiz gösteriş. Sevmedim.
Ama kaşıkçı elması ayrıydı tabii göz alıcı bir güzelliği var muazzam bir şey.
Onun dışında saray dekorasyonu ambiyans güzeldi. Kitap odasının serin olması da ilginçti tabii, nasıl yapmışlarsa artık... Boğaz manzaralı olması da sarayın güzelliğini bin kat arttırıyordu. Keşke zamanında da Boğaz Köprüsü olsaymış da bu güzellik daha bir anlamlansaymış, yazık olmuş Osmanlı'ya ehehe.
----
Bedri Baykam's 4D
İki saat Feridiye Caddesi'ndeki Piramid Sanat Galerisi'ni arayıp bulduğumuz sergi salonuna girdiğimizde gördüğümüz manzara şok ediciydi. Saçları ve giyim kuşamı aynı, tek berber ürünü CHP kadın kolları tam kadro oturmuş cırtlak sesiyle propaganda yapan bir önderlerini dinliyorlardı, yanlarında Bedri Baykam ve bir iki beyefendi daha vardı.
Ben anlayamıyorum, salon mu yoktu? Nedir yani, niye böyle oldu? Sonra sanatçılar reklam peşinde diyoruz herkes ayıplıyor bizi ama asıl ayıp oraya sergiye gelen insanlara yapıldı.
1
Blog Blog Blog
Tatilde iyi sardım bloga, şimdi okul başlıyor haftaya, o zamana kadar da hem gezip tozacağım hem de ALS İçin Futbol Yazalım projemle uğraşacağım o yüzden kırk yılda bir blog dolduracağım...
Read more
Özleyin beni anacım...
0
micro #11
Senin tamamladığın boşluk ne zamandır var, niye öyleymiş hiç bilemedim sadece senin onu dolduruyor olmana şahitlik ediyorum. Güzel olan da bu: Sessiz tanıklık.
Read more
0
Korkaklar Her Gün Ölür
".. cesurlar bir gün" der sözün devamında. Gerçekten öyle midir, nelerden korkuyoruz şu kısa hayatımızda birer birer sayacak olursak mesela, buradan Fizan'a yol oluyor mu acaba?
Read more
Ünlü aktör Johny Depp mesela, palyaçolardan korkuyormuş... Oradan bağlayacağım bak, Stephen King'in "Secret Window"unda oynamıştı kendileri, King'in en meşhur romanlarından birisi de "It"dir o romanda da bilenler bilir, Pennywise isimli bir palyaçoyu anlatır bir grup çocuğun çocukluğuna tecavüz etmiştir kendileri... Filmi de vardır ama sonu saçmadır falan filan. Herkes ondan korkar, King'in bir korkusu yok mudur? "Geceleri Dean R. Koontz'u okuyamam" demiştir bir röportajında, belki tevazu örneğidir bu kim bilir. Ama bilinen bir şey vardır ki, cep telefonu kullanmaz Sai King, radyasyondan korkar...
Ünlülerin fobileri meşhurdur işte, en az hobileri kadar. Kimisi yatak odasına ayna koydurmaz kimisi evinde plastik poşet bulundurmaz. İnsan psikolojisi benim dalım değil, asla da olamaz tabii o kadar derin ki çünkü, bu yüzden çatlaktır bütün feylezoflar o derinlikte oksijene ulaşmak biraz zor haliyle... Yine de şunu düşünmek lazım, Depp bizim mahallenin bıçkın delikanlısı olsa palyaçodan korkmak aklına gelir miydi? Ya da şöyle soralım, Artvin'deki Hacer Nine fobiyi bırak hobi nedir bilmeden yaşayıp gidip hayatını öyle tamamlarken Halle Berry'nin her şeyden korkmasını yaşamayı unutup kafayı boşluğa takmasında bulamaz mıyız?
Neyse, dedim ya insan psikolojisi, akıl sır ermez. Zaten bu yazının esas öznesi onlar da değil, bahsetmek istediğim korkaklar, reel korkaklar. Yani banadokunmayanyılanbinyaşasıncılar, modern toplumun getirisi sosyalliğin yarattığı baskıdan korkanlar...
Yıllar evvelinde bir doğum günüm, kaç muma üfledim unutakalmışım. Sen de dokuz ben diyeyim sekiz, o kadar küçüğüm işte. Arabamız var ufak tefek bir şey, ana baba memur kaç yıl para biriktirmiş almış evin önünde de duruyor yabancı mekanda değil. Dört lastik birden kesildi. Dört.
Boru değil, hepsine birer kez bıçak batırsan lastiği delmen bir dakika sürer, kaba hesap yap beş dakika boyunca cırt cırt bandırmış elindeki ekmek bıçağını... Biz ikinci kattayız, alt komşu da çok yakın samimi aile ahbapları.
Yapan da üst komşu, yabancı değil bu filmin aktörleri.
Dedik ya ana baba devlet memuru, öğrencileri bol. Annemin dersten kalanlar da bol. Kalma ihtimaliyle uyku tutmayanlar ise daha bir bol. Aldınız siz mesajı. O gece o mahallede ne yaşandı kimse bilmiyor, alt komşu sabahlara kadar oturan bir aile, hiç mi görmez insan yoksa "görmez" mi; bilmiyorum. Kimsenin günahını almak değil niyetim, yapanı da suçlayamazsın evin anahtarını tatilde çiçekleri sulasın diye bırakırsın yurt dışını arar ev telefonuyla öyle birisi, ona ne kızacaksın bulduğun yerde kırarsın kemiklerini başka bir şey yapmazsın.
Korkaklar her gün ölür, o alt komşu korkaktı. Her gün her selamlaşmamızda bir kez daha ölmüş müdür yoksa bir sonraki sabaha olayı unutmuş olarak mı kalkmıştır, kim bilir. Asıl koyan ise mahallenin adıydı; "Onur Sitesi".
Korkakların onuru olmaz ki, belediye de anladı bunu biz taşındıktan sonra değiştirdi sanırım isimleri, değiştirmediyse de fark etmez, sahibine göre kişnemeyen attan hayır gelmez derede atar sırtından seni...
O gece o derede tek sırttan atılan biz olsak gene iyiydi, insanlık atıldı kimse sesini çıkarmadı, bıçaklanan tekerler olsa vatan sana canım feda, insanlığı bıçaklayıp boğdular da kimse gık demedi.
0
micro #9
Bir şeyler oluyor ve mutlu oluyorsun, başka bir şeyler oluyor o mutluluk rafa kalkıyor; ne kadar sahte ve iki yüzlü, alçakca bir olay...
Read more
2
Taksim/ Mephisto'da gezinirken duymuştum bu şarkıyı... Duymak ne kelime, vurulmuştum! Hâlâ ilk zamanki etkisini yapıyor, bu ülkede güzel müzik yapanlar da var...
Read more
Kalbimdeki Deniz
0

Read more
Labirent'te Kaybolmamak

Kayıp Rıhtım Sitesi'ni bilenler bilir, Türkiye'de fantastik kurgu denince..
.. hemen onun adı gelir..
Ehehe şebekliğim üstümde, kusura bakmayın, neyse diyeceğimi diyeyim de!
Şimdi bu adamlar tutup her ay bi' tema belirliyorlar, benim gibi kafasını kıranlar da hadi biz de bi'şeyler diyelim diyor...
Daha önce aralık 2009 öykü seçkisinde Külün Gülleri yayınlanmıştı, bu kez de şubat 2010'da 'Labirent' temasına "Labyrinth" isimli öyküyle katkıda bulunduk, nacizane... Okur musunuz?
0
micro #8
Hayatta kullanabileceğin tüm şansları kullanmışsan ve elinde koz oynayacak bir kartın kalmadıysa, işte o zaman yaşamaya başlıyorsun; hayırlı olsun.
Read more
0

2006 yapımı bir Çin korku - gerilim filmi olan Re-Cycle Çin'de hayli konuşulan ve tartışılan kürtaj sorunundan, hayatını kaybeden insanların unutulmasına kadar çoğu şeye değiniyor.
Read more
Re-Cycle

Film Türkçe'ye "Hayalet Dünya" olarak çevrilmiş, bu isim aynı zamanda filmdeki baş karakterin yazmakta olduğu kitap. Yazarımız, çok satılan ve filme de çevrilen aşk kitabından sonra gerilim kitabı yazmaya başlar.
Ancak stres altındadır; bir yandan menajeri bir an önce bitirmesi için baskı yapıyordur, bir yandan uğruna yıllarca acı çektiği eski sevgilisi birden geri dönmüştür... Bütün bu faktörler birleşmiş ve ilham kaçmıştır... Yazdığı kağıtları çöpe atar.
Lakin, yazdığı şeylerin gerçek olmaya başlamasıyla; bir yazarın yaşayabileceği en büyük kabuslardan birini yaşamaya başlar... Sonra birden kendisini, zamanında unuttuğu her şeyin bir arada olduğu bir dünyada, hayalet dünyada, bulur...
Film çok güzel, gerilim amacına da ulaşıyor; gerekli mesajları da veriyor. Üstelik bunu klasik yollarla yapmıyor. Misal müzik yükselince illa bir şeyin olduğunu anladığınız korku filmlerinden değil, başta bunu söylemek lazım. İnsan psikolojisine inen bir film. Derin bir film.
Bazı sahneler gereğinden fazla uzatılmamış olsa çok daha şık olurdu gibi geldi ama bu kadar kusur kadı kızında da olur demek lazım, onlar da nazar boncuğu olsun...
2

Hani olur ya, dört yıl birlikte okursun falan. Hep birliktesindir, o senin her şeyini bilir falan filan.
Read more
Lise Defteri

temsili liseli "Kerem Kupacı"
Benim hiç öyle bir lise arkadaşım olmadı...
Her sene farklı bir grupla takıldım, tabii belli başlı kişiler vardı çok iyi olduğum ama bu sabah annemle kahvaltıda konuşurken fark ettim, hiçbiriyle şu an muhabbetim kalmamış...
Liseden iki arkadaşımla hala aktif muhabbet içindeyim, biri de çocukluk arkadaşım zaten...
Aynı şehirde yaşadıklarım var, ailemle aynı kentte oturanlar var, aynı üniversitede okuduklarım var; hiçbiri ne arıyor ne de soruyor...
Hatta "kardeşim" diyen biri vardı lisede, dibimden ayrılmazdı. Evrime dair videolar paylaştığım için sildi beni Facebook'tan mesela... İlginç geldi sadece, dört yıl iyi kötü bir şeyler paylaşmışsın gülmüşsün eğlenmişsin yeri gelmiş en ücra sırlarını paylaşmışsın yeri gelmiş seni disiplinden kurtarmış arkadaşın yeri gelmiş dostum deyip uğruna yalanlar söylemişsin yeri gelmiş herkesi karşına almışsın ama şimdi nerede?
Yok...
Lise arkadaşlarına pek bel bağlamayın, iki üç tanesi olur gerisi yalan olur... Ha şu var, belki hala Zonguldak'ta yaşasam yılda bir görüşürdük falan filan o ayaklarda bir muhabbet olurdu ama ne değeri var ki onun? Pilav gününde dost olan nohutu bulunca ne yapar acaba?
0
micro #7
Hissedebilmek, söylemek, kırılmak.
Read more
Hissedebilmek, söylemek, çok kırılmak.
... çok çok kırılmak...
.. hissedememek
0
Read more
ALS için Futbol Yazalım
konuşan ~
brokoli
geleceğe dönüş ~
20:06
yaftalar ~
Anadolu Futbolu,
sosyal sorumluluk gibi bir şeyler

ALS'yi yenebilen ancak kanserden kaybettiğimiz Sedat Balkanlı
Geliri ALS MNH Derneği'ne bağışlanacak bir kitap projesi başlattım bugün; futbolu bilhassa Anadolu Futbolu'nu yazan bir çok blogger arkadaş var, düşündüm...
Hepsi olmasa da bir kısmıyla anlaşsak, kendi destekledikleri takımların dününü, bugününü, yarınını anlattıkları; neden Anadolu sorusunun cevabını sorgulayadıkları; genel manada da Anadolu futboluna değindikleri bir yazı yazsalar...
Şöyle yaklaşık 10'a sayfadan 20 blogger arkadaş destek verse bu harekete, hem bizim için şık bir anı olur hem de ALS derneği hatırlanmış olduğunu bilir, kimse için yapmıyorsak bile, ALS'den vefat eden değerli futbolcularımızın anısına bunu yapabiliriz, çok zor bir şey değil; diye düşünmekteyim ben, nacizane...
Yazıları, projeyi konuşmak ve iletişim için: flagg.a@gmail.com adresinden benimle iletişime geçebilirsiniz.
Facebook Grubumuza katılıp proje nasıl gidiyor birinci ağızdan öğrenebilirsiniz.
Twitter'da da varız.
0

Telefonum çok hayırlı işler için çalmaz benim.
Read more
Telefon.

Zaten iki üç arayanım vardır; biri keza ailem, diğeri sevdicek. Üçüncü şık yok işte...
Neyse, bugün gene telefon çaldı, aile başlığı altında değerlendirdiğimiz babamızın adı göründü ekranda, annemi aramak varken beni niye ararsın diye açtım telefonu hemen yanındaki saygıdeğer hocama uzattı mikrofonu...
Hüseyin Bozkurt, tanrılardan şiir çalan şiir hırsızımız, matematik hocamız saygıdeğer büyüğümüz, adına aşina muhabbetine hasret kaldığımız Kocaelilimiz rica eyledi. Çıkardığı bir kitabı vardı okumuş, beğenmiş, kısa da bir değerlendirme yazmıştım kitaba dair sözlük semalarında...
Şimdi işler ciddiymiş, telefon cızırtısından tam anlayamasam da Anakaramızın bir şiir kültür dergisi eleştiri yazısı beklemekteymiş, bana pasladı, yazdık korkarak paslanmış olmaktan ve yolladık gün içinde...
Bakalım nasıl bir reaksiyon gelecek?
--
Yayınlansa da yayınlanmasa da bu satırlarda okursunuz elbet günün birinde...
0
micro #6
Sabahın öğlene atladığı ışıklarda Kadıköy rıhtımının kokusuna karışan güzel parfüm kokusunu özledim.
Read more
5
Sırt Çantamdakiler
İmajmış mimajmış hiç anlamam, nadir zamanlar hariç sırt çantamsız dışarı çıkmam! Geçen gün gene bu blogda bir yazıma gelen yorumdan hareketle, sırt çantamdakileri döktüm ortaya...








Read more
Neler var peki içinde?

Seretide Diskus | astım ilacı

320 GB harici belleğim / içi henüz fazla dolu olmasa da...

Muhtemelen içinde futbol oyunu olan PSPciğim

HP 530'um

Ajandadır, defterdir... Aklıma gelebilecek şeyleri çabuk not almamı sağlayabilecek envai çeşit araç

Bazen, ses kayıt cihazım...

Ve tabii, telefonum :)

Ayrıca maça gideceğim zamanlarda da üstüme giymemişsem formalarımdan da koyarım çantama, hava soğuksa giymeden giderim stat önünde giyerim...
5

İlk okul ve lise dönemimde çok insan tanıdım, çok ortama girdim - çıktım. Her türlü arkadaşlığı yaşadım.
Read more
Hayatımdaki İnsanlar

Çok kazık yedim.
Üniversite...
Büyük şehir. Büyük sorumluluklar.
Bu iş böyle gitmez dedim.
"Çok kadın hiç kadındır oğlum, yalnızlıktır sonu" hesabı, çok insan hiç insandır dedim. Kendimi soyutladım.
Yazın... Didim'de...
Kendimi kapattım kabuğuma, dünyaya...
Derken bloglarda atlıyorum sağa sola...
İlginç bir adres çıktı; gündüztarifesi diye bir şey... Önce yazış tarzına baktım, çok eğlendim. Sonra Facebook'tan ekledim, muhabbete giriştik. Tesadüfler hoşuma gitti, onun da anneannesinin yazlığı vardı Didim'de...
Muhabbet sürdü, iyiydi de... Kardeşim yok benim, O'nu kardeş bildim, dost saydım. Çoğu insana anlatmadıklarımı anlattım.
O Doruk'tu.
Sonra baktım blog dünyası iyi falan, sardım iyice...
Hatta bir ara Facebook'a ileti yazmıştım, reelden tanıştıklarımın hepsinden kazık yerken blog dünyasından bir kişi bile kazık atmadı bana diye...
Sonra, aylar önce tanıştığım birisini yakın hissettim kendime, yanılmamışım da. Hayatımda bugüne kadar bana üç kişi doğum günü hediyesi aldı, birisi de buydu.
Her şeyimi gözüm kapalı anlatırım, onun da anlatacağını bilirim. Bir buçuk ayda bir onunla buluşup İstiklal'i solumazsam rahat edemem...
Onunla da bloglardan tanıştık, erkekblogları'na yazar olmak için Facebook'unu eklemiştim öylesine birkaç muhabbet bir blog zirvesi ve bam! Beklenmedik bir dost oluverdi...
Serzenişe meraklı şahsiyetim, Alpay'ım... İyi ki varsın...
Tabii son dönemde tanışıp hakikaten görüşlerine çok değer verdiğim, Kutay Abi'mi de unutmak olmaz.
Bank Asya 1. Lig dergisi için iletişime geçtim, sözde ben yazı yollayacaktım, onu kendi sitemize yazar yaptık...
Bir şey söylediğimde daima dinleyen, dinlemese bile dinliyormuş gibi yapan, ama muhakkak iyi ya da kötü yönde görüşlerini belirten asla akıl danıştığımda beni başından savsaklamayan ve bir gün de kendi dertlerini bana anlatacak kadar beni yakın hissedeceğine emin olduğum abimdir...
Tabii burada yollarımız "sitemize yazar yaptık" cümlesindeki siteye de takılıyor, beni de o siteye önce yazar sonra yönetici yapan, Galatasaray maçlarının - ve bazen Güngören - asla reddedilmez yoldaşı, bir türlü sözlerini tutmasa da, beni sinema yazıları konusunda boyunduruğa alsa da asla kızamadığım Uğur'um...
Uzun süre küs kaldıktan sonra geçen yıl bir şekilde barışmayı - hangi taraf sağlamışsa unuttum artık - başarabildiğim çocukluk arkadaşım, çoğu derdimin sırdaşı Ceyda bu listede olmasa çok büyük bir eksiklik olurdu... İyi ki var, iyi ki bir telefon kadar yakınımda ve iyi ki benim kadar mutlu. O mutlu olmasa burukluk olurdu içimde...
Bana çok büyük bir iyiliği geçen ve beni her nasılsa sırdaş olarak görüp kalbini ve sırlarını açabilen, liseden üst dönemim olan lakin aynı şehirde üniversite okurken sanal ortam vasıtasıyla muhabbeti ilerletebildiğim can-ı gönülden "Başkan" diyebileceğim tek insan, Çağsenin'i de unutmak eşeklik olur benim için...
Zaman zaman çok uzaklaştığım ama asla hiçbir mesajıma dönmemezlik etmeyen ve daima birbirimizin keyifsiz anlarına denk geldiğimiz Selcan'ı unutamam... CNBC-e forumdan Buffy dizisi sayesinde tanıştığımda bu kadar uzun süre hayatımda olabileceğini hiç düşünmemiştim işin doğrusu... O zamanlar milyon insanla tanışıyordum çünkü... Sonra bir sürü şey oldu, onun başarısızlıkları, benim mutsuzluklarım, biz'im kırgınlıklarımız... Ama her zaman bana samimi davranıp muhakkak derdimi dinleyeceğinden, sevincimi paylaşacağından emin olduğum insanların içindedir... Asla da çıkmaz buradan...
Bunların dışında da hayatıma yeni yeni girmeye başlayan ve uzun süre olacağından emin olduğum insanlar var, dost adaylarım, bir kaç ufak sırrımı bilenler var. Hepsini seviyorum, az oldukları için mutluyum... İyi ki varlar...
Bir de flash back yapalım...
Hatta bir ara Facebook'a ileti yazmıştım, reelden tanıştıklarımın hepsinden kazık yerken blog dünyasından bir kişi bile kazık atmadı bana diye...
Bu iletiye "Çok saçma öyle şey mi olur" diyen arkadaşımla şu an küsüz ve barışmaya da niyetim yok...
1

Kiefer Sutherland ve Paula Patton'un başrollerinde oynadığı 2008 yapımı korku - gerilim tarzı filmde teşkilattan atılan bir polisin, yaşadığı bunalım dolu günleri yeni bir iş bulup atlatma çabası ve uzaklaştığı ailesine dönme girişimleri anlatılıyor.
Read more
Mirrors

Yeni girdiği gece işinde keyfi yerindedir lakin yıllar önce bir yangında yanmış olan hastanenin bekçiliğini yaparken ilginç bir şekilde, binadaki aynaların içindeki görüntülerin hareket ettiğini fark eder. Başta ufak tefek şeyler olsa da bir müddet geçtikten sonra çok daha şiddetli şeyler olacak ve adamın kız kardeşi ölü bulunacaktır...
Aynaların istediği tek bir şey vardır: Esseker...
Ailesini ikna etme çabaları da sonuç vermeyince, aynalara karşı tek başına savaşmaya karar veren Ben Carson(K. Sutherland)'ın çabası ve geçiş sahneleri takdir toplayıcı lakin ilk sahnelerde ve zaman zaman gerilimin düşme noktasına geldiği sahnelerde yetersiz kalınmış. Üstelik hayli "çakma" bir son on beş dakika bekliyor izleyenleri (son sahneleri demiyorum) ve bütün bunlara rağmen beklenmedik bir son, izlenmeye değer kılıyor bu filmi...
1
İlaç Vurgunu
Bugün bir sağlık sorunum nedeniyle rutin kontrolüme gittim.
Read more
Devlet hastanesine.
Sonra da ilaçlarımı almak için eczaneye gittiğimde yeni bir uygulamaya geçildiğini öğrendim, devlet hastanesinde de muayene ücreti başlamış. Ben sekiz lira ödedim mesela...
Özelde de bir fark yok ki...
Neyse, asıl şoku da bir ilacımın 99 lira olduğunu öğrendiğimde yaşadım... Üstelik bunun bir üst dozu da 130 liraymış...
Allah'tan babam memur. İlaç parası ödemiyoruz...
Bir an düşündüm, doğduğum aileyi ben seçmemiştim; bu hastalığı da ben seçmemiştim...
Ola ki eğitimini bir nedenle tamamlamamış ve hayat zorluklarıyla erken karşılaşan bir babanın - annenin çocuğu olsaydım...
Bu parayı söke söke verecektim...
Asgari ücret 650 lira...
130 lirası ilaç...
300 kira diyelim... (!)
430 lira havaya!
220 lirayla da geçin bakalım!
Devlet bunu istiyor çünkü...
Sağlığı düzelttik sağlığı düzelttik diyerek önce eczacıları mağdur ettiler, şimdi de bizi ediyorlar.
Bu gidiş gidiş değil, bu işin sonu kötü.
"Yetimin fukaranın hakkını yedirmem" diyen bir başbakan olması ne iyi, ne hoş. Ne de güzel göğsümüz kabarıyor değil mi?
Yetim fukara insan gibi yaşamıyor ki hakkı hukuku olsun, onu da yedirme bir zahmet!
0
micro #3
Kabuslarla geçen bir gecenin ardından kasvetli bir havaya uyanmanın resmini çizebilir misin Abidin?
Read more
Hı?
Uyumuş lan...
şimdi "hiç beni dinlemiyorsun" diye trip atsam ruhun duyar mı çok meraklardayım Abidin.
hiç beni dinlemiyörsün...
4

Türk Solu diye bir mecmua var...
Read more
Herkes Türk Ulan!
Kepaze...
Budur yani tek tanım, "kepaze"...
Irkçılığı, milliyetçiliği solculuk diye yutturuyor; hani emekli insan zihniyeti olsa bende "Hep dış mihrakların ürünü bunlar" diye meydanlara çıkardım ama çok şükür o kadar kafayı üşütmedim...
Şimdi efenim, bu mevzubahis mecmuamız Avatar filmindeki Nav'i ırkının Türk olduğunu öne sürmüş. Evet yanlış duymadınız, çizgi kahramanların Türk olduğunu öne sürmüşler!
Olay bu kadarla da kalmamış, bir Kürt platformu da cevap vermiş; Nav'i ırkının topraklarının bereketini "Kürdistan" denilen farazi bölgeyle eşleştirmişler...
Ve cevap vermişler; Nav'iler Kürt, Avatarlar Türk!
Şimdi Türk Solu düşünsün...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)